İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Dr. Osman Sirkeci, Bin Yıllık Varoluş Sempozyumunda, Global Sokak Ekonomisinde Romanların Yerine Değindi

Romanlara kendi kökenleri hakkındaki doğru bilginin sahipliğini getirecek ve dünya genelinde Roman toplumu arasındaki kültürel ilişkiye yeni bir boyu kazandıracak olan ‘Bin Yıllık Varoluş’ adlı tarihi sempozyum sona erdi.

Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu tarafından desteklenen Roman vatandaşların örgütlü çatısı olan Akdeniz Roman Dernekleri Federasyonu (AKROMFED) tarafından, ‘Bin Yıllık Varoluş’ sempozyumu sona erdi. İki gün süren tarihi sempozyumda Romanların kendi kökenleri ile yaşam biçimleri konuşuldu. Sempozyumun 2’inci gününde “Global Sokak Ekonomisinin Asli Aktörleri Romanlar” adlı oturumda konuşan Genel Yönetimler Uzmanı Bedrettin Gündeş, 2 gündür Romanlarla ilgili olarak beklenenin üstünde bir bilgi aktarımı gerçekleştiğini ifade ederek, “Romanlar kim? Nerden geldiler? Neredeler? Nereye vardılar? Sonuç olarak bulundukları ülkelerde konumları nedir? O ülkelerde nasıl yaşıyorlar? Değişik ülkelerde olmalarına rağmen ötekileştirildi. Örselendi. Niye hala durumları gerçekten 21. yüzyılda konuştuğumuz tartıştığımız konumdalar? Niye hala bu noktadalar? O nedenle çok değerli bilim insanları burada. Çok değerli bilgileri aktardılar. Biz de bu arada aktarılan bilgilerden dolayı biraz daha somut olarak Romanların içinde bulunduğu durumu görme fırsatı yakaladık. 20 yıl öncesine kadar Romanların bir yerlerde yaşadığının bilindiğini ama kim oldukları, ne yaptıkları ve nerden geldikleri konularının pek bilinmiyordu. Romanlar dendiği zaman hep Romanya aklımıza gelirdi. Bunlar acaba Romanya’dan mı geldiler? Romen mi bunlar diyorduk. Sonra onları yakından tanıma fırsatını buldum” dedi.

“YAKLAŞIK 100 MİLYON KİŞİ SOKAKLARDA YAŞIYOR”

Öğretim Görevlisi Dr. Osman Sirkeci ise “Global Sokak Ekonomisinde Romanların Yeri” hakkında bir sunum gerçekleştirdi. Türkiye’de üniversitelerde yer alan bildik çalışmalar yerine farklılık yaratmak isteyerek yola çıkan akademisyenlerden biri olduğunu söyleyen Sirkeci, Aynı zamanda da çocukluğumdan bugünlere gelinceye kadar, küresel olarak çok çeşitli isimlerle adlandırılan Sigoynerler, Çingeneler, Romanlar, Kıptiler gibi adlandırılan etnik gruptan, azınlıktan veya kümeden insanlarla çocukluğumdan itibaren beraber yaşamış beraber büyümüş, kaydırak oynamış, saklambaç oynamış, Gülizarlar ile Boyacı Ekrem ile beraber yaşamış biriyim. Aynı zamanda bu beraberlik, gençlikteki bu yaşam tarzı 35 yılını Almanya’da yaşayan Osman Sirkeci hayatında, yine Romanları Almanların deyimiyle sintileri, gipsileri, yine orada buluşturdu benimle. Dolayısıyla yaptığım çalışmalarda, yaptığım araştırmalarda ben hep bu kümenin iktisatçı olarak kendi var oluşlarını tabi ki kültürel özgünlükleri, duruşları, direnişlerine de bağlı olmakla beraber, onların aslında çok önemli yeteneklerine bağlı olduğunu düşünüyorum. Bu yetenekler de şimdi burada gördüğünüz gibi sokakta var oluş ben bundan bir iki ay önce Hindistan’ı ziyarete gittim. Neredeyse orada Romanların arasındaydım. İnsanlar orada da sokaklardaydı. Yaklaşık 100 milyon kişi sokaklarda yaşıyor. Ben de iktisatçı olarak, Adam Simith’ten bu yana ulusların zenginliği teorisini öğrendik. Uluslar nasıl zengin oluru öğrendik. Para nasıl biriktiriliri öğrendik. Biriken paradan sermayenin oluşumunu öğrendik. Bugün de hala bütün dünyadaki ekonomi ve iktisat bilimi buna biraz da nikroyu eklersek işletmeciler bilimi nasıl daha çok kar ederiz, nasıl daha fazla sermaye biriktiririz? Bu bir yaklaşım; bu bir vizyondur ama bir de bunun aksi var. Duruş, günü geçirme, bir öğünle beraber yaşama, bu kıt kanaat yaşamı biz sokaklarda adeta bir sosyal bölüşüm biçiminde yaşayanların oluşturduğunu gördük. Bunların içinde de en önemli kümelerden bir tanesi Romanlar diye konuştu.

“YÜZDE 90 GÜNÜ BİRLİK İŞLERDE ÇALIŞIYORLAR”

Sokak ekonomisinin asli aktörlerinin Romanlar olduğunu dile getiren Sirkeci, “Çünkü onlar yüzde 90 günü birlik işlerde çalışıyorlar. Onların düzenli memuriyet gibi, yüksek kademeli yüksek kariyerli işlerde çalışıyor olmaları, yüzde birlik yüzde ikilik bir kümeye anca yansıyor. Büyük bölümü ülkemizde de olduğu gibi sokaklarda kağıt toplayanlardan düşünün, sokaklarda seyyar satıcılara, işportacılara, falcılara vb. yaygınlık gösteriyor. İktisatçı olarak sokak ekonomisini araştırıyorum. Sokak ekonomisi aslında nedir? Açık alanda yapılan bütün iktisadi faaliyetlere, alışverişlere biz sokak ekonomisi diyoruz. Bir falcının genç bir müşterisine geleceğe dair birkaç liraya birkaç laf etmesi bir hizmettir diye düşünürsek orada demek ki bir falcı Roman karşısındaki müşterisinin beyaz olduğuna bakmaksızın aslında mesleğini icra ediyor. Bunun gibi faaliyetler bizim sokaklardaki işletmelerimizi ekonomik faaliyetlerimizi oluşturuyor. Bunlar kamuya açık alanlarda yapılan faaliyetlerdir. Aynı zamanda sokaklardaki işportacıları düşünelim. İstersek falcıları düşünelim, istersek Roman toplumun yaptığı meslekleri düşünelim. Bunların hepsi aslında kamuya açık alanlarda yürütülen faaliyetlerdir. Bizim sosyal yaşantımızın, bizim kent ve kasaba yaşantımızın ayrılmaz birer parçasıdır. Bunlar bu çalışmaları nasıl yürütüyorlar? Ne okumaları gereken kişiler ne de devlet teşviklerinden dünyanın her yerinde yararlanabilecek seviyedeler. Onlar kendi kaynakları ile kendi tecrübeleri ile kendi bilgi birikimleri ile ya genetik olarak klarnetçi olmak ya da kemancı olmak. Aramızda birçok profesörün ben de dahil çalamayacağı kemanı daha emeklerken çalmaya başlıyor. Onların da kendine göre yaşam tarzları, kendilerine göre mesleki süreçleri yaşanıyor” şeklinde konuştu.

“BU KADER ROMANLARLA SOKAKLARIN ORTAK KADERİ”

Sirkeci, hipotezini ve kendi çalışmalarındaki yaklaşımını şu şekilde söyledi: “Diğerleriyle beraber, dünyada yaklaşık olarak 2 milyar kişinin sokaklarda geçimini temin ettiğini düşünüyoruz. Romanlarında da yüzde 90’ı bu tür işlerde çalışıyorsa demek ki Romanlar da bu işin asli aktörleridir. Öyleyse ötekileştirilenler sorun gibi gördüğümüz medyada yazılarda, kanunlarda, önlemlerde ve tedbirlerde yüzlerce yıldır sorun olarak gördüğümüz şeyler ötekileştirilenler, yadsınanlar aslında onları ötekileştirenlerde yatıyor. Sorunun asıl kaynağı o varlığı o realiteyi görmek istemeyenlerdir. Dolayısıyla bugünkü birazcık birbiriyle örtüşüyor. Gerek Romanların bin yıllık var oluşu, gerekse bizim bu sokaklarımızdan klorak dökerek temizleyemediğimiz işportacılar, seyyar satıcıların da paralel bir var oluşu var. Dolayısıyla bu varoluş bu kader, Romanlarla sokakların ortak kaderi. O nedenle ben çalışmamın bir kısmında Hindistan’da sürdürdüm. Onlarla beraber oldum. Böyle sokakta 10 kuruşa çay satan kadınlar gibi, tüpleri önünde, yaşamları orada, evleri hemen tüplerin yanında. Orada yaşıyorlar. Hayatın ta kendisidir.”

“PİYASANIN DIŞINDA KALANLAR NELER”

“Sorunu parmakla işaret ettiğimiz karşıdaki suçlu dediğimiz kişilerde arıyoruz ve görmek istiyoruz ya işte bunu biz iktisat biliminde satır aralarında piyasa ekonomisinin başarısızlığı olarak yazıyoruz” diyen  Sirkeci,  sözlerini şöyle sürdürdü: “Milyonlarca sayfalık iktisat biliminde birkaç paragrafa sığdırıyoruz. Ekonominin başarısızlığı deyip geçiyoruz. Öğrencilere de böyle öğretiyoruz. Sınav sorusu falan sormuyoruz biz. Mesela piyasanın başarısızlıklarını açıklayınız diye bir soru da sormuyoruz. Öğrencileri de bu konuda yormuyoruz ama ben bunları merak ettim. Bu piyasanın dışında kalanlar neler? Yani biz Türkçede kayıt dışı ekonomi diyoruz. Acaba bunların kaderi mi bu? Yoksa piyasa ekonomisi, serbest Pazar ekonomisi veya sermayenin birikimine dayanan kapitalizm bunu irade olarak mı buna sebep oluyor? Gerçekten sebep kendisi mi? Onu görelim. Sokaklardaki yaşam, Hindistan sokaklarında olduğu gibi global bir tarza dönüşmüş. Globalleşme sürecini hani biz sermayenin dolaşımında yaşadık ya aslında insanların yaşam tarzları da globalleşmiş. O bizim küçük küçük sokaklar global yaşamın adeta bir parçası olmuş. Yani bize hiç yabancı değil. Burada da Hindistan’da aynı. Kendi aralarında kapalı bir ekonomi de oluşturmuşlar. Ben birkaç gün önce İzmir’deydim. Tepecik’te nasıl oluyor, nasıl yaşanıyor. Şu anda düzenli bir işi olan Roman bir arkadaşımız, 1 liralık salçayla bir yemek yapmaktır. 5 liraya üç öğün sağmaktır. Malta’ya gidelim; 1 avroya gömlek almaktır. Aynı zamanda Romanların da içinde bulunduğu bu faaliyetler çok fazla eğitim, sermaye ve birikim gerektirmeyen işler olarak piyasada geçiyor.”

“NELERLE UĞRAŞMIYORLAR?”

Romanların aynı zamanda piyasa ekonomisinin de otomatik koruyucuları olduğunu söyleyen Sirkeci, “Hani onlara can suyu taşınanlar olarak karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda bizim birçok yerde milyonlarca lira harcayarak; gerek AB fonlarından gerek ülkemizin veya Almanya’nın fonlarından harcayarak düzenlediğimiz girişimcilik kursları var. Bu kursların sonunda sertifikalar veriyoruz. Daha sonra iş kuranlara beli bir hibe ödüyoruz ama gel gör ki bu sokaklarda çalışanlar ne bir kurslara gidiyorlar ne de KOSGEB desteği istiyorlar. Çok küçük bir yardımla bunlar faaliyetlerini sürdürebiliyorlar. Tabii nelerle uğraşmıyorlar? Kayıtlarla, belgelerle, ruhsatlarla uğraşmıyorlar. Doğrudan bir araba bulduğunda işte uygun bir yer de bulduysa atıkları toplayıp yeniden değerlendirerek piyasadaki varlıklarını sürdürüyorlar. Bunlar hem Müslüman azınlıkların hem de Hindu Budist azınlıkların olduğu sokaklarıdır. Bizim Tepecik sokaklarından veya Avrupa’nın başka sokaklarından bu anlamıyla seyyar satıcıları ve işportacılarıyla çok farkları yok. Şimdi Romanların duruşu ve varoluşuyla sokakların varoluşunun birlikte olduğunu iddia ediyoruz. Sokaklarda seyyar satıcılar ve işportacılar olarak karşımıza çıkan kümenin istatistikleri, raporları yok. Bunlar ancak bizim gibi böyle küçük azınlıklarla uğraşan marjinal gruplarla uğraşanlar bilim insanları, akademisyenler tahmin ediyorlar ve araştırmaya çalışıyorlar. Dünyada 2 milyar kişinin tam veya yarı zamanlı olarak geçimini sağladığı tahmin ediliyor. Bunlarla ilgili en yüksek ve en düşük cirolar var. Dünyada görünmeyen 2 milyar insan Amerikan ekonomisinden daha fazla bir ciro yaratıyor. Türkiye’ye gelince 5-6 milyon Roman vatandaşımızdan bahsediyoruz” diye konuştu.

 

“YİNE GÖRMEK İSTEMİYORUZ ACABA?”

Türkiye’de istatistiklerine girmeyen, iktisat kitaplarında okumadıkları 6 milyon kişinin sokaklarda çalıştığını ifade eden Sirkeci, “Bunların birkaç tanesini örnek verdim. İşte 700 bin kadın evden iş yapıyor. 100 bin kişi tahminlere göre dilencilik yapıyor. 500 bin kişi sokaklardan kağıt ve atıkları topluyor. Özellikle kağıt atık toplayıcılığında Roman arkadaşlarımızın da Türkiye’nin birçok ilinde çalıştıkları düşünüldüğünde bir de bunları birkaç kişilik aile üyesiyle çarptığımızda 2-3 milyonluk bir küme bugün bu ülkede sokaklardan katı atık, kağıt ve plastik ve benzeri toplayarak geçimini sağlıyor. Tarihsel olarak baktığımızda Osmanlı İmparatorluğu’nun başarılarının görünmez mimarlarıdır. Koskoca bir imparatorluğun imarında yer alıyorlar. Yine görmek istemiyoruz acaba bunlar ne yapmalılar? Derbentçilik yapmışlar, atların bakımını üstlenmişler, yol yapmışlar. Biraz da böyle Avrupa ile baktığımızda Romanlar aslında bu çalışmalarına 3 ana grupta toplanan faaliyetleriyle varoluşlarını sürdürdükleri görünüyor. Bunlardan bir tanesi zanaatkarlık dediğimiz el sanatları biçiminde ortaya çıkan kuyumcu, gümüşçü ve silah üreticisi Romanların olduğunu gördüğünüzde bambaşka bir Roman kitlesi olduğunu arzu ediyorsunuz ama gel gör ki gerçek öyle değil” ifadelerini kullandı.

Sempozyum, Romanların geleceği üzerine düşüncelerin ifade edilmesiyle sona erdi.

7 Yorum

  1. İbrahim İbrahim 15 Ağustos 2018

    Hocam muhteşem bir konferans olmuş sıkılmadan okudum ayrıntısı ayrıntısına o konferansda bende bulunmak isterdim güzel çalışmalarınız için teşekkürler baya bilgi alıyorum ufkum açılıyor sayenizde başarılarınızın devamını dilerim saygılar sevgiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir